|
Son derece sıkıntılı bir dönemden geçtiğimiz
şu günlerde Türk boya endüstrisinin yaşanan bu ekonomik-siyasi
kriz ortamından oldukça etkilendiğini görmekteyiz.
Kasım'da başlayan 21 Şubat'ta ise tetiklenerek dahada
derinleşen bir sürecin boya üretiminin genellikle
daha düşük gerçekleştiği kış sezonuna denk gelmesi
ve ekonomik kaosun 2-3 ay sonra görecelide olsa düzelebileceğinin
beklentisi belkide bir şans olarak düşünebilir.Bununla
birlikte krizin boya sektöründe yaratacağı üretim
kaybının 2001 yılı sonu itibariyle yüzde 30-40 sevilerinde
gerçekleşmesi beklenebilir.
Türkiye'nin özellikle son 30 yılı krizler
açısından son derce zengin bir görüntü arzetse de,
genç nüfusu, yüksek kentleşme oranı, dinamik özel
sektörü, özel coğrafi konumu ve müttefikleri sayesinde
karşılaştığı bütün zorlukları aşarak büyümesini sürdürmüş
ve dünyanın 17. büyük ekonomisi konumuna gelmiştir.Bu
bağlamda yaşadığımız bu zor günleri mümkün olabildiğince
makro ekonomik bir perspektiften değerlendirmek, gelecek
günlerin daha iyi olacağını ve bıraktığımız yerden
devam edebileceğimize dair hepimize moral ve strateji
desteği sağlayacaktır.
Geçtiğimiz yıl yaklaşık 380 bin ton
üretimin gerçekleştirildiğini tahmin ettiğimiz boya
sektörü, önümüzdeki 3 sene içerisinde ulaşmasını beklediğimiz
500 bin tonluk üretim seviyesine GSMH'de yaşanacak
daralma sebebiylen 1-2 yıllık bir gecikme ile erişebilecektir.
Bu üretim miktar ve hedefinin ilgili rakamların üzerinden
geçmekte yarar vardır. 1999 yılında tüm dünyadaki
boya üretim miktarı 25.7 milyon tondur. Bunun belli
başlı bölgeler göre dağılımı ise şöyledir: Toplm üretimin
yüzde 34'ü Avrupa'da, yüzde28'i NAFTA ülkelerinde,
yüzde 9'u Çin ve Hindistan'da yüzde 8'i ise Japonya'da
gerçekleştirilmiştir. Kullanım alanlarına baktığımızda
ise inşaat boyalarının payının yüzde 57 olduğunu görüyoruz.
Onu yüzde 13 ile genel sanayi dediğimiz metal, plastik,
ambalaj, boya ve kaplamaları izlemekte, sonra sırasıyla
yüzde 7 ile antikorozif boyalar, yüzde 6 ile otomotiv
OEM, yüzde 5 ile ahşap ve mobilya, yüzde 4 ile teneke
kutu ve coil boyaları ve yüzde 3 ile de oto tamir
boyaları gelmektedir. Görüldüğü gibi Türkiye'nin yüzde
1.5'e yaklaşan üretim payı ile dünya boya üretiminde
geldiği veya gelmeyi hedeflediği nokta hiç de gözardı
edilebilecek bir seviye değildir.
1990'lı yılların ortalarından itibaren
özellikle petrokimya, telekomünikasyon, internet ve
finans sektöründe hızlı ve kapsamlı bir şekilde gerçekleşmeye
başlayan firma evliliklerinin boya, mürekkep ve bunların
hammadde üreticileri için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz.
Kendi Pazar segmentimizi ilgilendiren dünyadaki birleşmelerin
sayısı 1992-1995 arasında 350 iken, 1996-2000 arasında
500'ün üzerine çıkmıştır. İç ve dış potansiyeli ile
Türkiye önümüzdeki yıllarda da yabancı üreticilerin
ortaklık ve işbirliği imkanlarını ciddi bir şekilde
arttırmaya çalışacakları bir Pazar olma özelliğini
koruyacaktır.
Bunun yanısıra AB ile uyum yasaları
çerçevesinde standardı yüksek, çevreye ve insana hada
duyarlı ürünlerin öneminin artacağı ve bu sebeple
de su bazlı veya düşük solvent emisyonlu sistemler
ile elektrostatik toz boyaların öne çıkacagını söyleyebiliriz.
Bir başka konu da, özellikle hammadde
ikmalci konumundaki bizler için son derece büyük bir
önem arz eden müşteri odaklı bilgi yönetimi (CRM)
ve operasyonların internet ile entegre edilebilmesidir.
Günümüzde müşterilerini ve onların ihtiyaçlarını anlayabilmek
ve de cevap verebilmek için firmalar hem çok daha
fazla para harcamak, hem de daha uzun zaman ayırmak
durumundadırlar. Hatta bu sebeple şirketler yeniden
yapılandırılmakta, öncelik ve pazarlama stratejileri
bu yeni yapıya göre tekrar belirlenmektedir. Salt
kaliteli ve vazgeçilmez olduğuna inanılan ürünler
üretme stratejileri, yerini kaliteli ama ekonomik
anlamda katma değere sahip ürün ve yaklaşımlara bırakmaktadır.
Yani ekonomik düzen artık herşeyin birbirine iletişim
ağları ile bağlandığı, zincirin halkalarından ziyade
tamamının önem arzettiği bir ortamda şekillenmektedir.
Hakan ÜNEL
Bayer Türk Endüstri Ürünleri Boya Hammadeleri
Pazarlama Müdürü
|