|
JÜBİLE
KONUŞMASI
Konuşmamı
tekrar okuduğumda yıllar boyu kitaplar ve tecrübelerle
bende yerleşmiş yönetim felsefesinin bir aynası olduğu
kanısına yardım. Bu konuşmamın içeriği şöyleydi:
“Sayın
Gabrielle ve Dr. Konrad Henkel, muhterem misafirler.
Bir orkestra şefi başarısını idare etmekte olduğu
orkestranın üyelerine de borçludur. Bu bakımdan değerli
mesai arkadaşlarıma teşekkürle söze başlamak isterim.”
“Burada
Türk Henkel’in hızlı adımlarla ilerlediği ifade edildi.
Ben gayrisamimi bir tevazu göstermek istemiyorum.
Türk Henkel cidden hızla ilerlemiştir. Ancak buna
etkili olmuş faktörler çoktur. Henkel-Düsseldorf müessesesi
de 1950’den bu yana kuvvetli ve dirayetli idarecileriyle
dev sayılabilecek adımlarla ilerlemiştir. Bu ilerleme
insanı hayretlere
düşüren bir organizasyon ve uzun vadeli bir planlamanın
içinde cereyan etmiştir. Ben, bu büyük ekolde yetişmek
şansına sahip oldum. Bu kıymetli ekolde geleceği takip
etmenin yanında yenilenmenin sanayideki önemini öğrendim.
Bu ekol bana bir idare görüşünü aşılamıştır. Ve inandım ki sevk-idare
bir görüşe, bir felsefeye muhtaçtır. 1950
yılında Türkiye’de Henkel Düsseldorf ile bir tekne ile
denize açıldık. Bana kaptanlık mevkiini tevdi etmek
ve itimat etmek lütfunda bulundular. Deniz hep sakin
olmamıştır, zaman zaman dalgalar şiddetlendi. Fakat
ben mesut bir kaptan oldum, zira arkamda Henkel Düsseldorf
gibi bir tecrübe ummanı vardı. Teşebbüs ve kararlarımda
tam bir serbestim oldu. Benden hiçbir yardım esirgenmedi.
Tekne büyütüldü deniz sakin, emniyetle yoluna
devam ediyor ve edecektir.
Seneler
boyunca tecrübe, insana idarenin masa başında rahatça
yürütülebilen bir keyfiyetin olmadığını öğretiyor.
Ve idarecinin genellikle sanat aleminde bir yüzyıldan
beri çizilen alay dolu portresinin gerçeklere uymadığı
meydana çıkıyor. Zira idareci bugün sadece yönetmekte
olduğu müesseseye kar sağlamakla görevli bir kimse
olmaktan çıkmıştır. Değişmekte olan bütün müesseseler
gibi, yönetim felsefesi de değişmiştir. Yönetim bence
bir sanattır ve Manager sanatkardan pek farklı değildir. Onun da felsefesi ve heyecanıyla
cemiyete vereceği bir mesajı vardır. Yönetici bir
İNSAN topluluğunun önderidir. O, idare ettiği topluluğu,
hayalinde yaşattığı ideal dünyaya benzetmek ister.
Yönetmekte olduğu insanların susamış olduğu
girişim arzularını, insiyatiflerini serbestçe kullanma
fırsatını veren insandır. Computer devrinde yöneticinin,
hayatın artan baskılarını hafifletmekle görevli bir
insan olması gerektiğini Henkel Düsseldorf’ta öğrendim.
Oradaki sosyal tesisler, tertip edilen
konser, konferans bunabenzer sanat olayları benim
için birer örnek teşkil ettiler. Tatbik edebildiklerimi
Türk Henkel’de uygulamaya çalıştım, bugün heyecan
dolu çalışmasıyla Türk Henkel ekibi ülke endüstrisine
faydalı olmaya çalışmış ve çalışacaktır.
Biz, Türkler,
kalkınmakta olan ülkemizde Batıdan biraz farklı bir
çalışmanın içindeyiz. Batı Endüstrisinde problem olmaktan
çıkmış sayısız sorunlar başımızda olup, bunları izale
etmek için seri çareler bulmak mecburiyetindeyiz.
Batı ile işbirliğimizde bu husus herzaman anlaşılamıyor.
Biz sürekli ve kuvvetli bir eğitimi, yaratıcılığı
tahrik eden bir eğitimi müesseselerimizde yürütmeye
çalışıyoruz. Robert Townsend’in “ufak yer insanı yaratıcı
olmaya zorlar” sözü ilginçtir. Bugün bu söylediklerimden
dolayı da fazla
bir heyecan ve şevkle zorlukların içinde meydana gelmiş
eserlerimizin üzerinde titreriz. Ben, Henkel Düsseldorf’ta
“inatçı bir takipçi” diye anılıyorum. Ama biz kalkınmada
bugün kadar gelecekle de ilgilenmeliyiz. Kimya Sanayi
mamulleri imal eden endüstri
kolumuz, ülkede kurulacak olan sanayi kollarının ihtiyaçlarına
göre zamanında girişimlerde bulunmalıdır. Gelecekle
ilgilenmenin ise Henkel-Düsseldorf’un başlıca kaygısı
olduğunu biliyorum. Onun “bugünden yarının maddelerini
sunmak” düsturu manidardır. Ben, yönetici olarak kendimi
yeniye yönelik hissettiğim müddetçe yoluma devam edeceğim.
Bu hissim ve heyecanım kaybolduğu gün Henkel camiası
ve ülkeme karşı ödevim sona erdi demektir. Yolumuza
devam edebilecek yöneticiler yetiştirmiş isek gayretlerimiz
boşa gitmemiş sayılacaktır.”
Bu konuşmayı
yaptığım 1975 yılında firmada hissedardım. Sanırım
konuşmada yöneticilik vasfımın ne derece ağır bastığı
meydana çıkıyor. Benim için insanın hayattaki hareketlerinin,
sözleriyle bağdaşması en önemli hususlardan biridir.
Kaygım daima hareketlerimin ifadelerimle çelişkiye
düşmemesinde ağırlık kazanmıştır. Nitekim ileriki
yıllar Türk Henkel’de çok kuvvetli yöneticilerin yetiştirilmiş
olduğunu ispat edecektir.
Esasen
yönetim mesleğimde kurduğumuz firmanın geleceği meşgalelerimin
en büyük kısmını teşkil etmiştir. Herhalde uluslararası
şirketlerde bu tür kutlamalar insana yaşını hatırlatır.
Benim Henkel’de yirmibeş yıl kutlaması Düsseldorf’a
o sene yaptığım ilk ziyarette de kutlanmıştı. Orada
da benim jübilem, işbirliği yaptığım bütün alman dostlarımla samimi bir toplantıda
neşeli bir hava içinde kutlanmıştı.
O yılın
sonunda Marmara Yelken Kulübünde personelle beraber
bir gece tertip edilmişti. Geç saatlere kadar dans
etmiş eğlenilmişti. O gece yaptığım benzer bir konuşmada
birkaç kişi bana gelip emekliliğimden bahsetmememi
istemişlerdi...
|