|
EMEKLİLİK
HAKKINDA
Emeklilik
bütün dünyada özellikle memur ve işçi kesiminin üzerinde
durduğu en önemli sosyal olaylardran biridir. Bunun
iki yönü vardır; birincisi maddi ikincisi se kültürel
diyebileceğim yönleridir. Maalesef ülkemizde bu işin
maddi yönü uzun tartışmalara sahne olmuş ancak müesseselerin
fon oluşturmaları konusu birtürlü hal yoluna girmemeştir.
Bir zamanlar sanayi müeseselerini tehlikeye düşürecek
boyutlardaki kıdem tazminatları
12 Eylülden sonra ciddiyetle ele alındığından üst
kademe yöneticilerinin istifa furyası halâ hafızalardan
silinmiş değildir.
Aradan
geçen zaman içinde kıdem tazminatları normal seviyelere
düşürülmüş ancak konu gerektiği şekilde bir fon ayırma
bazına oturulmadı. Bu hususta süper emeklilik denen
uygulama bir dereceye kadar, yani genelde, firmaların
çalışanların yardımıyla bir ferahlık getirebilecek
niteliktir. Bununla beraber Bağ Kur uygulamaları çok
düşük emeklilik ödemeleriyle devam etmektedir.
Fon oluşturma mes’ele sinde çalışanların emniyet ve
huzur yönünden fonların güvence altına alınması işverenler
için kaçınılmaz bir zarurettir. Bu hususta işverenlerin
gerekli hassasiyeti göstermeleri beklenir.
Ülkemizde
emekliliğin yaşa bağlanması artık tartışma konusu
olmamalıdır. Çok fazla avantaj veripte ileride ülkeyi
çıkılması güç durumlara sokacak yöntemlerden kaçınmak
lâzımdır. Nitekim ülkemizde çalışma yıllarını esas
alan bir emeklilik görüşü ülke ekonomisi yönünden
çok külfetli bir sisteme yol
açmıştır. Vaktiyle Henkel-Düsseldorf, emekliliğimiz
hakkında, orada yapılan bir çalışmaya esas teşkil
edecek bilgileri istediği gün, emekliliğin çalışma
yıllarına bağlı olduğunu bildirdiğim zaman buna inanmakta
güçlük çektiklerini, onlardan gelen ısrarlı
sorulardan anlamıştım.
Sonraları
buna bir türlü akıl erdiremediklerini söylemişlerdi.
Zira Almanya’da emeklilik yaşa göre ayarlanmış ve
özel fonlarla çok sağlam esaslara dayandırılmıştır.
Esasen
emeklilikte sosyal görüş, çalışanın emekliye ayrıldığı
zaman alacağı ücretin, onun normal yaşantısındaki
hayat standardını idame ettirmesini gerktirir. Bugün
süper emekliliğin artık giremeyecek bir sosyal sigorta
emeklisi veya bir Bağ Kur emeklisinin, emeklilikten
alacağı ücretle geçinmesi bir hayalden ileri gidemez. Bu yönden emeklilerin yeniden işe girmesi işe bir
çare getirmekle beraber, her emekliye ayrılanın yeniden
çalışabileceği düşünülemez. Bu tür bir zorunluluk
ta olmamalıdır. Yıllar boyu sorumluluk isteyen mevkilere
erişmiş yöneticilerin emekli olduklarında mali sorunlarla karşı karışya gelmeleri hazindir.
Bu yüzden yabancı firmalar, ortak ta olsanız, firmadan
görevinizi karşılığı bir maaş alıyorsanız, ileride
oluşacak emekliliğinizi maddi yönden sağlam bir esasa
bağlarlar. Bu, sosyal görüş geleneklerine
girmiş prensipleridir. Nitekim Henkel’le ortak olduğumuz
gün personel servisleri emeklilğimizle ilgilenmeye
başlamıştır.
Emeklililğin
diğer bir yanı da emeklilik yaşıyla ilgilidir. Bu
konuda da dünyada tartışma konusu olmuş ve değişik
istihalelerden geçilmiştir. Emeklilik yaşı ne olmalıdır?1960’lı
yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinde 45 İlâ 50
yaşındaki insana yaşlı bir emekli namzedi gözüyle
bakılırdı. Ancak zaman bunun hatalı olduğunu göstermiştir.
O yaştaki insanların kazandıkları tecrübelerin işteki değeri dile geldi. Daha sonra yetmiş yaşında olup ta
yaştaki insanlara nazaran daha fazla gayret göstermek
suretile daha çok başarılı olan yöneticilerin mevcudiyetinden
bahsedilmeye başlandı. Neticede emeklilik yaşı umulmayacak
boyutlara erişti.
Avrupa’ya
gelince örneğin Almanya’da 1970’li yıllara kadar emeklilik
yaşı altmışbeş yaştı. Arada işsizlik problemi Avrupa’yı
sarınca emeklilik müessesi işsizliğe bir çare olarak
devreye sokuldu. Nitekim genç işsizlere yer açmak
için elli veya ellibeş yaşlarındaki
yöneticiler işten ayrılıp onlara emekli olma hakkı
tanındı. Bunun ters tepkisi olacağı beklenebilirdi.
Bir defa Devlete ağır yükler bindi. Ayrıca tecrübe
kazanmış kimselerin bu birikimlerini kullanacakları
bir zamanda işten ayrılmalarının mahzurları ortaya
çıktı. Bir gün bir iş görüşmesi için Paris’teki BP’nin,
La Défense’taki bürolarına gidişimde yaşanan kargaşayı
hiç unutamayacağım. Genel Müdürün odasına girince
kendisi ben sormadan kargaşanın sebebini izah etti.
Meğer en değerli kişiler emeklilikerini istemişler ve o gün onların yerine geçenler işe başlamışlar;
işler bu yüzden altüst olmuştu...Bugün Almanya’da
bu prensipten geri dönülmüş ve örneğin Henkel’de altmış
ile atlmışiki yaş ortalama emeklilik yaşı olarak kabul
edilmiştir.
Şimdi
de emeklilğin başka bir yönüne değinmek istiyorum.
Geçenlerde
çok tanınmış bir işadamımız, yazdığı bir makalede
emekli olmayacağını ilân ediyorudu. Çok yerinde bir
benzetme de yaparak sanayi kuran kimsenin bir san’atkâr
kadar eserine düşkün olduğunu yazıyordu. Buna yüzdeyüz
katılmamak elde değil. Gene bu işadamının tabirile
kendisi makine parkını işler halde görmekten son derece
zevklenirmiş. Bu yüzden de işadamımız emekli olamayacağını
ifade ediyordu. Burada tartışılacak bir konu var;
bir holding sahibi kurduğu sanayiye düşkündür; bu, doğal bir histir. Ancak emeklilikten gaye
karar mevkiini daha genç nesillere terketmektir. Yoksa
bir büyük sanayicinin birikimlerinden istifade etmek,
onun verebileceği değerli görüşlerden faydalanmak
kadar tabii bir şey olamaz. Onun yönetim kurulu üyesi olarakta kalması doğaldır. Ancak emeklilikte,
geleceğin stratijisini, yolunu, işin başına gelecek
taze kana bırakmak mes’elesi vardır.
Konunun
esası, bunca hareketli bir iş hayatından ayrılabilmektir.
İş hayatı insanlara beraberinde büyük bir stresi getiriyor.
Gerçi üst yönetimde bulunanlar sanki buna alışıyor
ve bundan uzaklaşmayı düşünmek bile istemiyor. Sorumluluk
yüklenmeyi sevenler için karar vermek, emirler salmak,
takdir kazanmak, etrafa saygı uyandırmak işin beraberinde
getirdiği hoş
yönlerdir. İnsana başarının verdiği zevk te onun önemli
bir tatmin kaynağı oluyor. Buna rağmen sanayi ülkelerinde
herkes emekliliğin nasıl düşünüyorsa ülkemizde de
zamanla sanayiyi yönetenler, ister kurucu ister profesyonel
yönetici olsun emekliliklerini
düşünmek ve onu hazırlamak mecburiyetinde kalacaktır.
Bir zamanlar bizde tatil yapan yöneticiler hor görülürdü.
Bugün sanayi kesimi tatil yapmamakla övünmekten vazgeçtiği
gibi emeklilik te zamanla kaçınılmaz bir olgu haline
gelecektir. Yöneticilerin kurdukları,
çok sevdikleri ve hele başarıyla yönettikleri bir
işten çekilmeleri fevkalâde zordur. Bunca yılın alışkanlıklarını
terketmek, insanın hergün takip etmeye alıştığı yolu
yapmamak, bürosunun başına geçmemek dile kolay gelebilir.
Hele aktif bir hayata alışmış
kişinin evde kalması içler acısıdır. Ancak işinin
başında ölmek diye de bir kaideye saplanmak yanlış
bir görüştür.
Emeklililğini
hazırlamak! İşin bir de yıpratıcı tarafına bakalım.
İşin stresi o derece büyük ki insanın sağlığına etkileri
meydanda: artan enfarktüsler, tansiyon, mide hastalıkları
ve herhalde kanser de bu süratli iş temposunun tabii
neticileri. Bu stres insanın işin haricindeki hobby’lerini,
zevklerini işlemesine de mani oluyor. Onu, okumaktan,
müzik dinlemekten, konsantre olmaktan da
alıkoyduğu zamanlar olmuyor mu? Müziği bunca sevmeme
rağmen konsere gidip aklıma takılan bir iş sorunun
düşündüğüm zamanlar beni son derece rahatsız etmiştir.
İş hayatının bugünkü boyutlarında işte şahsiyetini
kaybetmemek için dahi çok gayret sarfetmeyi gerektiren
anlar oluyor.
Bu durum
şimdi bana bu kitapta daha evvel ismi geçen Dr.Hartmann’ın
“yorgun hissettiğin vakin evde kal” tavsiyesini ve
onun uzun ve yorucu bir seyahaten sonra bulunduğu
ülkede golf oynamak için bir iki gününü ayırmasını
hatırlattı. Bunun bir anlamı vardı...
İşten başka zevki olmıyanların
emeklilik kompleksinden kurtulmalarının güç olacağı
doğaldır. Evde boş oturmak ta kolay değildir. Amma
iş hayatımızın yapmamıza izin vermemiş olduğu nice
entresan meşgaleler vardır: gezmek, seyyahat etmek,
okumak, yazmak, müzik veya resim gibi san’at hareketlerini
takip etmek ve... özellikle dinlenmiş bir kafayla
bütün bunları harekete geçirmek yeni bir hayata kavuşmak
anlamına gelebilir. Kendim, düşüne düşüne bu yeni
hayat tarzına girmeye kendimi alıştırdım. Emeklilikte insanın gerçekleştiremediği birçok
şeyleri tahakuk ettirme fırsatının doğduğuna inanıyorum.
İnsanı hayata bağlıyan idealleridir. Bunları insan
kendisi yaratabilmeli ve hayatın her safhasından zevk
alabilmelidir. Toplumumuzda artması kültür düzeyi
emekliliğin bakış açısını da değiştirecektir.
|