Boyex - Türkiye'nin ilk ve en kapsamlı boya portalı
Merhaba Sayın ziyaretçimiz. Üye olmak için tıklayın
Üye girişi için tıklayın
anasayfa arama bize ulaşın yardım site haritası
anasayfa
e-pazar
hammadde
boya
katalog
SEKTÖREL
  haber BGK forum etkinlik ek bilgi teknik destek insan kaynakları İMKBoya  
boyex anasayfa > sektörel > bgk > üye yazıları > türk sanayiinde kırk zorlu yıl > netice
arama
Google

Boyex içinde ara
interneti ara
ipucu
İnceltici ve bağlayıcı beraber,boyanın nakil vasıtasını oluştururlar
 

 

   
 
Türk Sanayiinde Kırk Zorlu Yıl
ALBER BİLEN

 

NETİCE

 

Belki fazla uzun yazdım, yazarken bunlar okunur mu? diye bir hisse kapıldığımı da itiraf edeyim. Ancak ben bu satırları yazarken hayatımın hikayesinden ziyade bir meslek hayatı müddetince karşıma çıkan değişik sorunları ele alarak yaptıklarımın bir bilançosunu yazıya dökmek istedim. Hatalarım muhakka olmuştur. Her insan yanılabiliyor, mes’ele bunların kabullenilmesindedir. İnsan hatalarını ne kadar çok kabul eder onları düşünebilirse bir daha aynı yanılgıya düşmek ihtimallerini azaltır. Bu itibarla hatası olmayan insanların dünyaya gelmediğini de idrak etmek lazımdır.

Bu ülkeyi yönetenlerin de hataları olmuştur. Ancak herbiri ülkenin kalkınması için çok özverili uğraşı vermişlerdir. Mes’ele işin sonunu getirebilmekte. Yöneticilerin içinde Atatürk gibi yıllanmış fikirlere karşı mücadelelerinde başarılı olmuş ülke yöneticileri dünyada pek azdır. Yeni görüşler getirmek ve onları kabul ettirmek fevkalâde zor bir iştir. Atatürk gibi inanmış, oportünist olmayan politikacılar çağımızda gitgide azalmakdır. Bununla beraber ülkemizde son yıllarda ekonomik güncel görüşleri ülkemizin yıllanmış korumacı ve devletçi politekalara ikame etemeye uğraşan hükümetleri de takdir etmek lâzımdır. Gönül arzu eder ki ekonomide sağlanan ve sağlanacak bu reformlar eğitim ve sosyal alanda da takip edilsin. O zaman ülkenin büyümesiyle beraber gelişmesi elele gidecektir.

Türkiye’ye sık sık ekonomi alanında yerinde tetkikler ve görüşmeler yapan ve kalkanıma problemiyle yakinen ilgilenen yabancı bir profesörle konuşmak fırsatı bulmuştum. O zamanlar ülkemizde döviz darboğazı had safhadaydı. Profesör bana, Türkiye gibi kalkınmakta olan bir ülkenin yönetiminin zorluklarını dile getirdi. Türkiye’nin büyük bir ülke olduğunu, kalkımakta olan bu ülkenin problemlerinin güçlüğünü izaha çalışmıştı. Zaman geçtikçe bunu hepimiz anladık. Ülkemiz kalkınmanın içindedir, Altmışdört sene içinde büyük işler başarılmıştır.

Biz, sanayiciler, tabii ki daha iyi olmasını arzu ettiğimiz işlerin geciktiğini görünce, yüksek sesle tenkitler yapacağız. Ancak bu tenkitleri yaparken hangimiz somut öneriler verdik? Yatırım şart, enflasyonun yüksekliği bunun en büyük engeli. Ancak kalkınma maalesef enflasyonu beraberinde getiriyor. Fertlerimizin bazısı bazı giderleri lüzumsuz görebilirler fakat bunu söylerken “fakirlik edebiyatına” düşmemeye dikkat etmek lâzımdır. Yirmi sene evvel otomotiv sanayiine, yer halılarına, deterjan ve şampuana karşı çıkanlarımız az değildi. Bugün bu sanayilerin ne kadar istihdam doğurduklarını hatırlatmak yeter, kaldı ki koca bir nesil, gelecek bir nesle feda etmek fünümüzde geçerli bir görüş olmaktan çıkmıştır. Faiz yüksekliği şikayetleri insanı yoracak kadar kulaklarımızda. Ancak büyük sanayi kurduğumuzun farkındayız hepimiz. Bir huduttan sonra bu sanayinin büyümesi., tevsii başka kaynaklar gerektirir. Büyüyen bir sanayinin tek fert veya aileleri tarafından finanse edilmesi nadir bir olaydır. Bu itibarla Türkiye’de sermaye piyasasının işlerlik kazanması bir zarurettir. Hisse senedi çıkarılsa da “bu yüksek faizde alıcı bulmaz” gerekçesi geçerli sayılabilir mi? Görünüşe bakılırsa birçok şirketler, mülkiyeti dışardan ortak almakla dahi paylaşmak isterler mi? Sonra hisse senedi cıkarmış firma sayısına bakılırsa bunun işlerlik kazanmasından bahsetmenin pek anlamı yoktur.

Sermaye piyasasına, hükümet tarafından yürütülmesi gereken bir eğitim sorunu olarak görmekte yarar vardır. Oysa bazı sanayicilerimiz tarafından hisse senedi için kullanılan “kumar” lafı hiç ta yerinde değildir. Hisse senedini çıkaran firma kendi kârlılığı, geçmişi ve geleceği hakkında şeffaf bilgiler verdikten başka bu tür kâğıtların gün geçtikçe artan bir değere bağlı olduğunun halka anlatması lâzımdır. Ancak bunun rizikosunun da olacağı muhakkaktır. Bu, ortaklığın bir icabıdır. İyi bir özelleştirme, başta hisse senedi değer artışlarını düşürse de sermaye piyasasının oluşmasına fevkalâde yardımcı olabilir.

Ben sanayi müesseselerini amme hizmeti yapan teşekküller gibi gördüm, bunların kâr etmelir şart ancak bu kârlar içeride çalışanların daha mutlu olmalarını sağlar. Sanayide kârlar şirketin büyümesinin garantisidir. Şirketlerin büyümesi ekonomilerin gelişmesini sağlar.

Bir gün Türk Sevk-İdare Derneğinin Pera Palas’taki bir seminerinde hoca, sanayi müesseslerinden bahsedince “müteşebbis, koyduğu sermayeye göre aldığı kârı hesap eder, bunun banka faizinden aşağı olduğunu görürse firmasını kapatma cihetine gidebilir” demişti. Buna karşı ben : “Sanayi müesseselerin ülkeyi istihdamdan gelişmeye kadar sosyal fonksiyonları yok mudur, bu iş o kadar basit midir? Kaldı ki anonim şirketlerinde bu kararı kim verecek? “ diye sorunca seminerde bulunan bir kişi bu söylediğimden çok rahatsız olmuştu. Bunun üzerine ben, bir müessese sahibi olduğumu söylemek ihtiyacını duymuştum.

Mes’ele problemleri bugünün gerektirdiği boyutların açısından görebilmektir. 2000 yılına yaklaşmakta olduğumuz ve ülkemiz sanayiinin çok büyük ve tecrübeli rakiplere karşı karşıya idrak etmelidir. Bu ortamın içinde her probleme karışı görüşler değişiyor. Yönetim metodları, firma stretejileri, ele alınması gerekli olan sorunlar çok değişik. İnsanın bu şartların içinde eskimemesi elde değil, bu yüzden de dış dünyayı iyi takip etmek, çok okumak lâzımdır.

Ben hep ileriyi düşünerek Türk Henkel’i yönetmeye çalıştım. Mücadelelerim kolay olmamıştır. Bu mücadele alışılmış metodları terketmemeye meyleden görüşlere yönelik olmuştur. Zamanla bunun anlatılmasının ne derce zor olduğunu anladım. Ancak benim yeniliklere olan kuvvetli inancım kurduğumuz müessesenin kurumlaşmasını, modern metodlarla yönetilmesini, araştırma-geliştirmede kuvvetlenmesini, insan münasebetlerinin insancıl yöntemlerle kişilere azami sorumluluk verilmesine dayalı olmasını sağlamıştır.

Benden sonra ne oldu? Şirketin hiçbir kaybı olmadı. Yöneticiler işlerine hakim bir durumdu bu yöntemleri daha da ileri götürdüler. Ben yirmi yıl evvel bilgisayara gidilmesi için öneride bulunmuş, ısrarlarımla peyderpey servisler bilgisayara yöneldi. Ancak benim neslim bilgisayarın nesil değil. Genç yönetimse bilgisayarı daha da ileri götürerek kullanımı firmada daha da yaygınlaştırdı. Benim ileriye yönelik yatırımları için verdiğim mücadelenin faydaları görüldü . Nitekim serbest ithalât rejimiyle ham madde sorunu ortadan kalktı ve tesisler benim yaşıyamadığım bir randımanla çalışmaya başladılar.

Hiçbir taltif beklemiyorum. Emekli olan, hakkı da olsa sonra gelen yönetim tarafından iltifat beklemelidir. Bence onun en büyük sevinci başkalarına teslim ettiği emantin daha da ileri hamlelerle geliştirildiğini görmektir.

İleri hamleler işe karşı olan sevgiyle, işe karşı duyulan zevkye kabildir. Bence bu şevk okul ve üniversite çağında aşılanmalıdır. Biz bir kültür problemini yaşıyoruz. Geleneksel değerler, din aile bağları şüphesiz önemlidir. Ancak bugün ilmin yanında san’atın da bir kelimyle kültürün de geliştiğini kabul etmek lâzımdır. Çok defa düşündüm : çağdaş olmak ne demektir? Yüzeysel olmakla beraber bence doğmalardan uzak ilim, teknik ve san’atı içeren modern kültürün gerektirdiği bilgi birikimlerini hazmetmiş olmaktır diyebiliyorum.

İnsanlarımızın, gençlerimizin sanayinin gerektirdiği şevkle, sevgiyle işe dinamizmle sarılmalarını temin etmek başta öğretmen sonra da yöneticilerin görevleridir.


 

hakkımızda | sss | üyelik şartları | güvenilirlik ve gizlilik | site haritası | kullanım koşulları | bize ulaşın | arama
Bu sayfalar en iyi 800x600 ekran çözünürlüğü ve high-color renk ayarı ile izlenebilir.
Internet Explorer 5+ ve üstü kullanmanızı tavsiye ederiz.
copyright 2001 Boyex | produced by vizayn web design