|
NETİCE
Belki
fazla uzun yazdım, yazarken bunlar okunur mu? diye
bir hisse kapıldığımı da itiraf edeyim. Ancak ben
bu satırları yazarken hayatımın hikayesinden ziyade
bir meslek hayatı müddetince karşıma çıkan değişik
sorunları ele alarak yaptıklarımın bir bilançosunu
yazıya dökmek istedim. Hatalarım muhakka olmuştur.
Her insan yanılabiliyor, mes’ele bunların kabullenilmesindedir.
İnsan hatalarını ne kadar çok kabul eder onları düşünebilirse
bir daha aynı
yanılgıya düşmek ihtimallerini azaltır. Bu itibarla
hatası olmayan insanların dünyaya gelmediğini de idrak
etmek lazımdır.
Bu ülkeyi
yönetenlerin de hataları olmuştur. Ancak herbiri ülkenin
kalkınması için çok özverili uğraşı vermişlerdir.
Mes’ele işin sonunu getirebilmekte. Yöneticilerin
içinde Atatürk gibi yıllanmış fikirlere karşı mücadelelerinde
başarılı olmuş ülke yöneticileri dünyada pek azdır.
Yeni görüşler getirmek ve onları kabul ettirmek fevkalâde
zor bir iştir. Atatürk gibi inanmış, oportünist
olmayan politikacılar çağımızda gitgide azalmakdır.
Bununla beraber ülkemizde son yıllarda ekonomik güncel
görüşleri ülkemizin yıllanmış korumacı ve devletçi
politekalara ikame etemeye uğraşan hükümetleri de
takdir etmek lâzımdır. Gönül arzu eder
ki ekonomide sağlanan ve sağlanacak bu reformlar eğitim
ve sosyal alanda da takip edilsin. O zaman ülkenin
büyümesiyle beraber gelişmesi elele gidecektir.
Türkiye’ye
sık sık ekonomi alanında yerinde tetkikler ve görüşmeler
yapan ve kalkanıma problemiyle yakinen ilgilenen yabancı
bir profesörle konuşmak fırsatı bulmuştum. O zamanlar
ülkemizde döviz darboğazı had safhadaydı. Profesör
bana, Türkiye gibi kalkınmakta olan bir ülkenin yönetiminin
zorluklarını dile getirdi. Türkiye’nin büyük bir ülke
olduğunu, kalkımakta
olan bu ülkenin problemlerinin güçlüğünü izaha çalışmıştı.
Zaman geçtikçe bunu hepimiz anladık. Ülkemiz kalkınmanın
içindedir, Altmışdört sene içinde büyük işler başarılmıştır.
Biz, sanayiciler,
tabii ki daha iyi olmasını arzu ettiğimiz işlerin
geciktiğini görünce, yüksek sesle tenkitler yapacağız.
Ancak bu tenkitleri yaparken hangimiz somut öneriler
verdik? Yatırım şart, enflasyonun yüksekliği bunun
en büyük engeli. Ancak kalkınma maalesef enflasyonu
beraberinde getiriyor. Fertlerimizin bazısı bazı giderleri
lüzumsuz görebilirler fakat bunu söylerken “fakirlik
edebiyatına” düşmemeye dikkat etmek lâzımdır. Yirmi
sene evvel otomotiv sanayiine, yer halılarına, deterjan
ve şampuana karşı çıkanlarımız az değildi. Bugün bu
sanayilerin ne kadar istihdam
doğurduklarını hatırlatmak yeter, kaldı ki koca bir
nesil, gelecek bir nesle feda etmek fünümüzde geçerli
bir görüş olmaktan çıkmıştır. Faiz yüksekliği şikayetleri
insanı yoracak kadar kulaklarımızda. Ancak büyük sanayi
kurduğumuzun farkındayız hepimiz. Bir huduttan sonra bu sanayinin büyümesi., tevsii başka
kaynaklar gerektirir. Büyüyen bir sanayinin tek fert
veya aileleri tarafından finanse edilmesi nadir bir
olaydır. Bu itibarla Türkiye’de sermaye piyasasının
işlerlik kazanması bir zarurettir. Hisse senedi çıkarılsa da “bu yüksek faizde alıcı bulmaz” gerekçesi
geçerli sayılabilir mi? Görünüşe bakılırsa birçok
şirketler, mülkiyeti dışardan ortak almakla dahi paylaşmak
isterler mi? Sonra hisse senedi cıkarmış firma sayısına
bakılırsa bunun işlerlik kazanmasından bahsetmenin pek anlamı yoktur.
Sermaye
piyasasına, hükümet tarafından yürütülmesi gereken
bir eğitim sorunu olarak görmekte yarar vardır. Oysa
bazı sanayicilerimiz tarafından hisse senedi için
kullanılan “kumar” lafı hiç ta yerinde değildir. Hisse
senedini çıkaran firma kendi kârlılığı, geçmişi ve
geleceği hakkında şeffaf bilgiler verdikten başka
bu tür kâğıtların gün geçtikçe artan bir değere bağlı
olduğunun halka anlatması lâzımdır. Ancak bunun rizikosunun
da olacağı muhakkaktır. Bu, ortaklığın bir icabıdır. İyi bir özelleştirme, başta hisse senedi
değer artışlarını düşürse de sermaye piyasasının oluşmasına
fevkalâde yardımcı olabilir.
Ben sanayi
müesseselerini amme hizmeti yapan teşekküller gibi
gördüm, bunların kâr etmelir şart ancak bu kârlar
içeride çalışanların daha mutlu olmalarını sağlar.
Sanayide kârlar şirketin büyümesinin garantisidir.
Şirketlerin büyümesi ekonomilerin gelişmesini sağlar.
Bir gün
Türk Sevk-İdare Derneğinin Pera Palas’taki bir seminerinde
hoca, sanayi müesseslerinden bahsedince “müteşebbis,
koyduğu sermayeye göre aldığı kârı hesap eder, bunun
banka faizinden aşağı olduğunu görürse firmasını kapatma
cihetine gidebilir” demişti. Buna karşı ben : “Sanayi
müesseselerin ülkeyi istihdamdan gelişmeye kadar sosyal
fonksiyonları
yok mudur, bu iş o kadar basit midir? Kaldı ki anonim
şirketlerinde bu kararı kim verecek? “ diye sorunca
seminerde bulunan bir kişi bu söylediğimden çok rahatsız
olmuştu. Bunun üzerine ben, bir müessese sahibi olduğumu
söylemek ihtiyacını duymuştum.
Mes’ele
problemleri bugünün gerektirdiği boyutların açısından
görebilmektir. 2000 yılına yaklaşmakta olduğumuz ve
ülkemiz sanayiinin çok büyük ve tecrübeli rakiplere
karşı karşıya idrak etmelidir. Bu ortamın içinde her
probleme karışı görüşler değişiyor. Yönetim
metodları, firma stretejileri, ele alınması gerekli
olan sorunlar çok değişik. İnsanın bu şartların içinde
eskimemesi elde değil, bu yüzden de dış dünyayı iyi
takip etmek, çok okumak lâzımdır.
Ben hep
ileriyi düşünerek Türk Henkel’i yönetmeye çalıştım.
Mücadelelerim kolay olmamıştır. Bu mücadele alışılmış
metodları terketmemeye meyleden görüşlere yönelik
olmuştur. Zamanla bunun anlatılmasının ne derce zor
olduğunu anladım. Ancak benim yeniliklere olan kuvvetli
inancım kurduğumuz müessesenin kurumlaşmasını, modern metodlarla yönetilmesini, araştırma-geliştirmede
kuvvetlenmesini, insan münasebetlerinin insancıl yöntemlerle
kişilere azami sorumluluk verilmesine dayalı olmasını
sağlamıştır.
Benden
sonra ne oldu? Şirketin hiçbir kaybı olmadı. Yöneticiler
işlerine hakim bir durumdu bu yöntemleri daha da ileri
götürdüler. Ben yirmi yıl evvel bilgisayara gidilmesi
için öneride bulunmuş, ısrarlarımla peyderpey servisler
bilgisayara yöneldi. Ancak benim neslim bilgisayarın
nesil değil. Genç yönetimse bilgisayarı daha da ileri götürerek kullanımı firmada daha da yaygınlaştırdı.
Benim ileriye yönelik yatırımları için verdiğim mücadelenin
faydaları görüldü . Nitekim serbest ithalât rejimiyle
ham madde sorunu ortadan kalktı ve tesisler benim
yaşıyamadığım bir randımanla çalışmaya başladılar.
Hiçbir
taltif beklemiyorum. Emekli olan, hakkı da olsa sonra
gelen yönetim tarafından iltifat beklemelidir. Bence
onun en büyük sevinci başkalarına teslim ettiği emantin
daha da ileri hamlelerle geliştirildiğini görmektir.
İleri
hamleler işe karşı olan sevgiyle, işe karşı duyulan
zevkye kabildir. Bence bu şevk okul ve üniversite
çağında aşılanmalıdır. Biz bir kültür problemini yaşıyoruz.
Geleneksel değerler, din aile bağları şüphesiz önemlidir.
Ancak bugün ilmin yanında san’atın
da bir kelimyle kültürün de geliştiğini kabul etmek
lâzımdır. Çok defa düşündüm : çağdaş olmak ne demektir?
Yüzeysel olmakla beraber bence doğmalardan uzak ilim,
teknik ve san’atı içeren modern kültürün gerektirdiği
bilgi birikimlerini hazmetmiş olmaktır diyebiliyorum.
İnsanlarımızın,
gençlerimizin sanayinin gerektirdiği şevkle, sevgiyle
işe dinamizmle sarılmalarını temin etmek başta öğretmen
sonra da yöneticilerin görevleridir.
|