|
MODERN
YÖNETİM GÖRÜŞLERİ
Ben yönetimin
bir ilim olduğuna ve insan faktörünün yönetimde en
önemli rolü oynadığına inananlardanım. Bu itibarla
yönetim yöntemlerinin de insanların yaşadıkları çağın
sosyolojik değişimlerle istihalelere uğraması gereğine
kaniyim. Nitekim yönetim teorileri de çağ geliştikçe
Taylor ve Fayol’dan, Mc Gregor ve Herzberg’e gelindi.
Kısaca izah etmeye çalışayım. Taylor işin ilmi organizasyon
hareketinin kurucusudur. Taylor zaman, para ve madde
kayıplarının önlenmesine çalışmıştır. Taylor görüşünün
ana hedefi işçi ve işveren için azami verim sağlamaktır.
İşveren için verim, sade kar değil, daha ziyade müessesenin
her yönüyle daimi gelişimidir. İşçi için ise mutluluk
başta çok ücret değil de şahsi gelişimiyle, elde edeceği
performanstır. İhtisaslaşma
burada önde gelir. Taylor’da katı bir prodüktivite
görüşü vardır. Fayol’a gelince o, organizasyon prensiplerini
bir sistem haline getirmiştir. O bir yönetim doktrinini
meydana getirmeye çalıştı ve yönetimin malüm 5 önemli
kaidelerini kurdu.
Oysa 1970’ten
sonra bütün bu vazedilen prensipIerin kifayetsiz oldukları
ve bunların sınırlı oldukları tespit edildi. Bu yönden
eskisi gibi müesseseler yönetilemeyecekti, yeni ihtiyaçlar
ortaya çıkıyordu. Nitekim yönetici emir vermek yerine
öğretmek, eğitmekle kendini daha
iyi saydırabilirdi. Yeni ihtiyaçlar arasında yenilik
meydana getirmek, işi etkin bir şekilde organize etmek,
sosyal değişiklikler management’e yeni boyutlar kazandırıyordu.
Karlılık, müessesenin marketing, innovasyon ve prodüktivite
alanındaki verimine bağlı bir neticeydi. Burada insanın şahsi bilgi ve kültürü
önem kazanıyordu. İnsanın kabiliyetlerini ortaya çıkarmanın
yönetimdeki önemine değinen Mc Gregor ve nihayet Herzberg’in
işteki tatminin ve tatminsizliğin sebeplerini araştırma
çalışmaları büyük bir hakikatı ortaya çıkardı
İnsan
çalışmak ve en iyisini yapmak ister. Buna karşı işteki
tatminsizliği ücret, iş ortamı, iş yerinde insan münasebetleri
faktörleriyle giderildiği halde işte tatminin ancak
sorumluluk ve özellikle motivasyonla elde edilebileceğini
ortaya koymuştur.
Bütün
bu gelişmeler organizasyonların, katı yönetim kurallarından
insana yönelik psikolojiye yönelik usullere. gidişi
vurgulamaktadır. Başta üretim teknolojileri başlıca
faktörken sonraları bu teknolojilerin müesseseleri
yönetmekte yeterli olmadığı ve birçok aksaklıkların
izahına yetmeyeceği anlaşıldı. Bence üretim tekniklerinin
yanında karar veya yönetim tekniklerinin de bir organisyonun
yapısında çok önemli bir rol oynarlar. Ancak bunları,
temel oluşturmadan, kendilerini yönetici
sananlara anlatmak pratikçe imkansızdır.
Ülkeye
son derece önemli hizmetleri olmuş olan ve bizim yaştaki
nesillere çok şey vermiş olan bir zamanların Türk
Sevk ve İdare Derneği, John March adlı İngiliz Sevk
ve İdare Derneğinin başkanını İstanbul’a davet etmişti.
Dernek o unutulmaz yuvarlak masa toplantılarına bazı
üyelerini davet ederdi. O zamanlar müessesemiz ancak
yeni yeni orta boya doğru yol almasına rağmen Sevk
ve İdare Derneğinin beni bu toplantılara çağırması
bir lütuftu. Bu, benim için aynı zamanda eşsiz bir fırsattı. Benim için en unutulmaz toplantılar,
John March’ın ilk gece Abdullah Lokantasındaki yemekli
masa toplantısıyla ertesi günkü semineriydi. Konu
gene yönetim hakkındaydı. Ben bir ara John March’a
“yönetim doğuştan gelen bir haslet midir yoksa eğitimle elde edilen bir husus mudur?” sorusunu tevcih
etmiştim. Bana March sorunun çok ilginç ve ertesi
günkü seminerinin bir yönünü teşkil ettiğini söyledikten
sonra şunları ilave etmişti: “yönetim doğuştan bir
haslettir, tümüyle eğitimle sağlanamaz. Bir rakamla ifade edilmek gerekirse yönetim %50 insana
doğuştan gelir, %25’i eğitimle ve %25’i tecrübeyle
elde edilir”. Bu, bana çok şeyi izah etmişti. Zira
yönetim kademesinde çalıştığım müddetçe insanların
yaptıkları bariz yönetim hatalarına şahit olmuşumdur. Bu hatalar da genellikle insanlara önem vermemekten,
onları tanımamaktan ve onlara hitap tarzından kaynaklanırlar.
Günümüzde
esasen yönetim masa başında kapalı fildişi kulelerinden
yürütülemez. Keza Fayol’un vazettiği tahmin etme,
organize etme, emir verme, koordine etme ve kontrol
etme kaideleri yönetime yeterli unsurlar olmaktan
çıktı. Fayol ilk defa Taylor’un ihtisasa önem veren
katı görüşünden ayrılmak ve organizasyonun bir teorisini
geliştirmek suretiyle bu alanda yöneticilere çok faydalı
oldu. Ancak zaman değişti ve insanların yaşadıkları ortam
da gelişti. Bu yönden yönetilen kişiye tatbiki gerekli
yönetim yöntemleri de değişmeliydi. O sert ve katı
yönetim günümüzde geçerli olamazdı. Dikkat edilirse
bunu en iyi kavramış ülkelerde sanayide insan münasebetlerinde daha ahenkli bir konjonktür göze çarpıyor.
Örneğin Alman iş hayatı ile Fransa’da iş hayatı fevkalade
değişik manzaradadır. Bunu Henkel’de de görmüştüm.
Henkel bir aile şirketi olmasına rağmen o müessesede
işverenin çalışanlarına sağladığı şartlar Fransa’da
ve diğer birçok ülkelerde görülmeyebilir. İnsan Henkel
gibi ileri bir sanayi müessesesinde ayrı ayrı yöneticilerden
kaynaklanan yönetim hataları bulabilir fakat genelde
alman işvereni, işçinin yönetime katılması hususunda
çok ileri adımlar atmış bir işveren hüviyetindedir.
Herşeyden
evvel başındanberi şirketin kurumlaşmaya doğru temellerini
atmak için uğraştım. Şirketin şu veya bu şahısla kaim
olmasına karşıydım. Ayrıca büyük bir şirkette uygun
sayılan birçok metodların orta boyda bir şirkette
de tatbik edilebildiğine inanıyordum. Mesele o metodları
adapte etmektir. Bir müessesede çalışanların, işçi
ve memur ayırımı yapılmadan kendilerini çok rahat
ve huzurlu hissetmeleri veriminin ön şartıdır. Esasen
bu hususu sade verim yönünden düşünmemek insan yönünden bunun böyle olması lazım geldiğine
inancımız olmalıdır. Çalışanlar için ücret kadar huzur
fevkalade önemlidir. Her gün insanlar çalıştıkları
müessesede evlerinden daha uzun müddet kalırlar, bu
itibarla onların hayatını huzurlu kılmak için yönetim elinden .gelenini yapmak mecburiyetindedir.
Maalesef yöneticilerimiz yoğun günlük işlerin arasında
bu tür konulara eğilmek fırsatını bulmazlar, kaldı
ki birçoğu bunları diğer işlerin yanında önemsiz görme
eğilimindedir.
Oysa yukarıda
kısaca değindiğimiz ve günümüzde son derece önem kazanmış
yönetim görüşlerinin üzerine eğilmek yönetim başarısı
için çağımızın kaçınılmaz bir icabıdır.
Benim
yönetimde, üzerinde durduğum üç önemli faktör vardır.
Bunların arasında yukarıda bahsi geçen kurumlaşma
gereği birinci sırada geliyordu. Burada delegasyon
hususu ön plandaydı.
İkinci
önem verdiğim faktör motivasyon kavramıydı. Eğitim
de firma düzeyinde sürekli bir problem teşkil etmiştir.
Firmada
çalışanların arasında bağları pekiştirmek, özel toplantılar
tertip etmek daima gündemde olan konular arasındaydı.
Bu, firmada
uzun vadeli bir personel politikasının temellerini
kendiliğinden oluşturmuş ve daimi olarak gündemde
kalmasını sağlamıştı. Ancak bunun önemini takdir edenlerin
arasında tüm ortaklarımın olduğunu söyleyemeyeceğim.
Bu yüzden kendimi manen personele daha yakın hissediyorum.
Burada
bu konuları ayrı ayrı ele almak arzusundayım.
|