|
KURUMLAŞMA
Kurumlaşma
tabiri müesseseyi ortakların mülkiyetinden çıkarmak
veya birçok işverenlerce son derece tehlikeli görülen
yönetimi çalışanlarla paylaşmak gibi yanlış tabirlere
yol açabiliyor. Aslında kurumlaşma, bir müessesenin
patronların idaresiyle kaim olabileceği dar görüşünden
kurtarılıp, o müessesenin patronların, herhangi bir
sebepten, idareden çekilmeleri halinde
profesyonel yöneticiler tarafından idare edilebilmesi
anlamına gelir. Ancak bu görüşle ülkede kurulan sanayi
veya ticari müesseselerin sürekli yaşam ve gelişmeleri
sağlam temellere oturtulabilir. Bu husus temin edilmediği
taktirde bir çok hallerde görüldüğü
gibi sinai veya ticari müesseselerin patronların ölümünden
sonra küçülüp ortadan kaybolduklarına şahit olunmaktadır.
Her insanda
bir bencillik dozu vardır. İnsanlar yürüttükleri işin
kendileriyle kaim olabileceğini, onların yerine kolay
kolay kendileri kadar kabiliyetli kişilerin bulunmayacağı
hissini taşırlar. Bu yüzden yöneticiler genellikle
kendilerinden sonraki zamanı düşünmek istemezler,
pek nadir hallerde “benden sonra tufan” diyenlere
de rastlanabilir. Bu yüzden yöneticilerin arasında
tam anlamıyla insan yetiştirmek isteyenlere az rastlanır. Ülkemizde
hele sanayileşmenin oluştuğu devrelerde şirketler
sınırlı kişilerin malı olduğu için ki bu düzen henüz
fazla değişmiş sayılmaz yönetim ailede sayısı çok
mahdut kişilerin arasında kalırdı. Tabii
bugün büyük holdinglerde durum değişmiş ve yavaş da
olsa profesyonel yöneticilere sorumluluklar düşebiliyor.
Fabrikanın
Gebze ilçesinin Çayırova mevkiine taşınmasından sonra
Merkez Büronun şehirde kurulmasıyla şirket müsait
bir çalışma düzenine kavuşmuş oldu. Bu durumda şirketin
kurumlaşması başlıca uğraşı konusu haline geldi. Benim
nazarımda yönetim fonksiyonu yüklenmiş ortaklara bu
fonksiyonlarında ortak gözüyle değil de profesyonel
yönetici nazarile bakmak yerindeydi. Yönetimde asla
“patron” değillerdi, başta ben olmak üzere! Aslında çalışanları dahi “patron”
lafını kullanmaktan vazgeçirdiğimi iddia edemem. Ancak
işçi ve memurlara her fırsatta, hepimizin aynı gaye
peşinde olduğumuzu, içinde çalıştığımız müesseseyi
yükseltmek için görev yaparken kimimiz daha çok beyinle kimimiz kol kuvvetiyle hizmet ettiğimizi
izaha gayret ediyordum. Birincilere fikir işçileri
dersek diğerlerine de kol işçileri demenin doğru olduğunu
anlatıyordum. Genel kurulda ortak diye tabir ettiğimiz
hisse sahibi kişiler patrondurlar ve genel kurulda oylarıyla yönetim hakkında fikirlerini
beyan ederler. Patronlar bugün o vasfa sahip ise yarın
hisselerini herhangi bir sebepten satsalar bu vasfı
kaybederler, fakat genel kurul isterse yöneticilik
görevlerinde kalabilirler. Bunlar işçi ve memurlara verdiğim kısa derslerin ana temalarıydı. Nitekim
onyedi yıl sonra şirketin içinde hisse değişimi olayı
vukubulunca işçi ve memur bu değişiklikten asla bir
huzursuzluk duymamıştır. Bu hususta bir vehime kapılanlar
yönetimde bir değişikliğin vukubulmadığını kolayca gördüler ve düşüncelerimin doğruluğunu
takdir etmeye fırsat buldular.
Ben bu
düşüncelerle şirketi bir kollektif aile şirketinden
kurtarmış, profesyonel yöneticilerin yetişmelerine
fırsat hazırlamıştım. Onlara zamanla sorumluluk yüklemekle,
daha açık bir yönetimle ellerine “sır” addedilen bilgileri
vermeye, hatta zamanla daha birçok verileri ve bilançoları
vermeye zemin hazırlamıştım.
Bilançoları,
ilk defa, ilerinin genç yöneticilerine vermeyi ve
neticeleri onların huzurunda üst yönetim kadrosuyla
tartışmayı teklif ettiğim gün ortaklarımın yüz ifadeleri
hala gözümde canlanıyor. Sanki bir devlet sırrı tevdi
ediliyor gibi bir şaşkınlık yüzlerde okunuyordu. Oysa
o günden sonra ortaklarım ve özellikle mali şubedeki
sorumluların da yanılabileceklerini,
fevkalade doğal sayılabilecek hataların işin aktif
şubelerinde vazife gören gençler tarafından ortaya
çıkarılabileceğini farketmişlerdir.
Kurumlaşmanın
sayesinde genç yöneticilere daha fazla sorumluluk
yüklenebildi ve bu da onların işe daha fazla şevkle
sarılmalarına vesile oldu. Bu yönden ortaklarımın
benim ortak olmayan yöneticilere daha yakın olduğum
düşüncesi doğru değildi. Türk Henkel’in bizden sonraki
atılımları bu görüşümün ne derece şirket lehine olduğunu
göstermeye yeterlidir.
|