Boyex - Türkiye'nin ilk ve en kapsamlı boya portalı
Merhaba Sayın ziyaretçimiz. Üye olmak için tıklayın
Üye girişi için tıklayın
anasayfa arama bize ulaşın yardım site haritası
anasayfa
e-pazar
hammadde
boya
katalog
SEKTÖREL
  haber BGK forum etkinlik ek bilgi teknik destek insan kaynakları İMKBoya  
boyex anasayfa > sektörel > bgk > üye yazıları > türk sanayiinde kırk zorlu yıl > sanayide araştırma geliştirme konusu
arama
Google

Boyex içinde ara
interneti ara
ipucu
Katalizör basamak tepkimenin içerisinde bulunabilir, ama toplam tepkimede yer alamaz ve tepkime sonunda yeniden ortaya çıkar
 

 

   
 
Türk Sanayiinde Kırk Zorlu Yıl
ALBER BİLEN

 

SANAYİDE ARAŞTIRMA GELİŞTİRME KONUSU

 

Türk Henkel müessesesi birçok yönden ülke sanayiinde örnek alınacak bir tesis haline geldi. Bazı kesimlerce bunun Alman Henkel’in zamanında Türkiye’ye yatırım yapma isteğinden ve sırf Henkel’in ortaklığından kaynaklandığı düşünülür. Bu tür ifadeler bana söylendiği gibi basında da bu tür yazılara. rastlanmıştır. Ancak herşey basite irca edilebilir, kurucuları unutturmak isteyenlerin de bulunabileceğini doğal karşılamak lazımdır. Hatta Türk Henkel’ de yetişip, bu tür asılsız iddialara karşılık vermek şöyle dursun, seyirci kalmaktan hoşlanan tutumlara da rastlamak mümkündür. Ancak bu müessesede çok büyük gayretler ve özverili çalışmalar yatar. Aslında 1960’larda Henkel’in Türkiye’ye yatırım yapmaya hiç niyeti yoktu. Onları sürekli telkinlerle bu tür bir yatırıma itmişizdir. Yönetimi ikna etmek te hiç kolay olmadı. Henkel’den bilgi, tecrübe gelmiştir. Ancak yönetim ve ülke ihtiyaçlarına uygun buluş ve benzer tatbikatların kaynağı yerlidir. Bu yüzden de her zaman yabancı sermayeli ortaklıklarda başyöneticinin Türk olmasının daha uygun olduğu düşüncesini müdafaa etmişimdir. Zira dışarıdan gelen bir yönetici ana merkezin sadık bir memurudur. O genellikle orada alınan kararların uygulayıcısı olabiliyor.

Geleceği düşünen bir sanayi tesisi için en önemli husus firmanın yeniliklere yönelik olmasıdır. Kimya sanayiine gelince o, bugün tüketim malları üreten bir sanayiden ziyade diğer sanayi kollarının bir hizmet sanayii niteliğindedir. Bu itibarla da çok çeşitli taleplere süratle cevap vermek zorundadır. Bu itibarla kimya sanayiinde, bugün uluslararası deyimiyle inovasyon, yani yenilikler fevkalade önemle ele alınması gerekli bir kavramdır.

Aslında kimya sanayiinin menşeyine inecek olursak bu sanayi XIX. yüzyıldan beri inovasyon dalgaları halinde araştırmalarının ürünlerini ortaya çıkarmıştır.

Önceleri Almanya’da Liebig ve Hofmann’ın araştırmaları laboratuardan sanayiye intikal edecek suni gübre üretimi, artan nüfus karşısında insanlığı açlık tehlikesinden kurtaracaktır. Bu araştırmalar aynı zamanda kumaş boyalarının ve ilaç ham maddelerinin sanayi üretimini sağlayacaktı. Keza önceleri suni ipeğin üretimi ve sonra da Dupont de Nemours’un Nylon diye tabir edilen polyamide elyafının keşfiyle dünyada ortaya çıkabilecek bir giyim problemini köklü şekilde halletmiştir. Bu kitapta daha önce bahsi geçen deterjan üretimiyle kimya sanayi, sabunun imalinde kullanılan tabii yağların gıdaya kaymasını temin etmekle insanlığa beslenmede büyük bir hizmet sağlamıştır. Bütün bunlar önceleri kömürü sonraları ham petrolü kimyanın en önemli bir ham maddesi haline getirmiştir.. Bu araştırmaları yürütmüş ve sanayiye tatbik etmiş olan birçok müesseseler zamanında çok büyük karlar elde etmişler ve böylece dev kimya sanayiinin birer temsilcileri haline gelmişlerdir.

Ancak bu tür keşiflerın dışında da kimya sanayi pratikçe her sanayi koluna hizmet götürdüğüne göre muhtelif sanayi kollarının sık sık değişen teknolojilerinde gereksinme duydukları sayısız kimyevi maddeler mevcuttur. Nitekim Unido’nun eski bir etüdüne göre bugün çeşitli spesiyaitelerin Kimya sanayiindek, satışı altmışbini bulmaktadır. Gerek bu çeşitli kimyevi ürünleri geliştirmek, gerekse sanayi kollarından gelecek yeni taleplerin gerektirdiği ürün adaptasyonlarını meydana getirmek günümüzde önemli bir konu haline gelmiştir. Son olarak ta ülkemiz için Kimya sanayiinin dışa bağımlılığını azaltmaya yönelik ithal yerine yerli ham madde ikame çalışmaları tatbikat ve geliştirme laboratuarlarının mevcudiyetine büyük önem kazandırmıştır. Kaldı ki sanayiye hizmet veren kimya sanayi, üretmekte olduğu ürünlerinin tatbikatını müşterisine göstermek suretile bir teknik servis bulundurmak mecburiyetindedir. Bu teknik servise yön verecek, ona ışık tutacak üniteler tatbikat laboratuarlarıdır. Türk Henkel, bu tür çalışmaları yürütmek gayesiyle daha 1972 yılında yani onbeş yıl evvel bir araştırma-geliştirme teşkilatını bünyesinde kurmaya karar vermiş öncü müesseselerden biridir. Bu fikir ilk başta benim herzaman tasarladığım bir idealimdi, Bunda alman Henkel, öncülük etmiş değildi. Fikir firmanın Türk olan en üst yönetimindir, bunu bilhassa vurgulamak ihtiyacını duyuyorum. Bu teşkilatı kurmanın esas hedefi, içinde çalışan kimyager ve kimya mühendislerinin herşeyi Henkelden istemek suretiyle teknik bir rehavete girmeleriydi. Ben bir araştırma-geliştirme şevkinin uyanarak özellikle yaratıcılık faktörünün geliş mesini amaç edinmiştim. Bu, o zaman için cüretkar bir adımdı. Henkel’deki araştırmacılar başta buna gülmüş olabilirler. Ancak Türk Henkel’in ülkedeki başarı şanslarının ve firmanın rekabet potansiyelinin artmasını, kurulduğu yıllarda çok küçük olan bu teşkilata borçlu olduğu muhakkaktır. Kurulduktan ve geliştikten sonra Henkel, bu organizasyona fevkalade yardımcı olmuştur. Araştırma ve özellikle geliştirme konusu, Türk sanayiini de özellikle ilgilendirdiği için üzerinde durmak ihtiyacını duyuyorum.

Çoğunlukla Türk sanayiine yöneltilen bir tenkit te teknolojide dışa bağımlı olmasıdır. Hele kimya sanayi için birçok kesimler Türkiye’de bir kimya sanayinin mevcut olmadığını da ileri sürmüşlerdir. Bu tenkitlerde bir art niyet aramaktansa bu tenkitleri yapanların derin bir sanayi tecrübesine sahip olmadıklarını ileri sürmek hakikate daha uygun bir ifade olur. Sanayi yöneticileri bir fabrikanın önüne geçilmeyen sabit masraflarının olduğunu bilirler. Bu tür masrafları kapatamayan bir fabrikanın uzun vadede yaşantısı şüphesiz tehlikeye girer. Bu masrafların kapanması asgari bir üretim kapasitesinin doldurulmasıyla kabildir. Eğer bir müteşebbis sadece gözlerini tatmin etmek için bir büyük fabrika kurup, ürettiğini satamazsa o fabrika her gün yapmaya mecbur olduğu ve önüne geçemediği sabit masraflarını daha çıkaramayacak hale gelir. Bu yüzden bir fabrika, satışın esas temelini oluşturan iç talebin sınırlı olduğu hallerde, iç talebin çok üstünde bir üretime girişirse arta kalan üretimin ihracata yöneltmesi zarureti ortaya çıkar. Kimya sanayi bu problemle karşı karşıya kalmış, bu yüzden de kapasiteleri yüksek seviyelere çıkamamıştır. Zaten uzun müddet ülkedeki döviz sıkıntısı gereksinimini duyduğu ham maddelerini serbestçe ithal edememiştir. Bu yüzden de kimya sanayiinin esas gelişmesi ithalattaki ferahlık başlangıcı yılı olan 1980’lerden sonra başlamıştır. O zamana kadar kurulan tesisler haliyle günlük üretimlerini sağlamak derdine düşmüşler ve kalite ile araştırma-geliştirme problemlerini bir kenara itmişlerdir.

Öyle sanıyorum ki Türkiye’de kurulmuş çeşitli sanayi kollarında az veya çok bu türden benzer durumlar vardır.

Sanayi ancak şiddetli bir rekabet karşısında olduğu zaman kalite ve maliyet sorunla ilgilenir, rekabet olmayan yerde Devlet himayesi vardır, bu itibarla da bu tür ortamlarda her üretilenin şatış şansı mevcuttur.

Türk Sanayii 1980’den sonra kendini rekabet karşısında bulmuş ve başta bir bocalama, bir korkaklık devresini geçirmiş ancak çok çabuk ta toparlanmıştır.

Ben Türk Henkel’deki genç mesai arkadaşlarıma 1970’li yıllardan beri ülkemizin günün birinde ergeç dış rekabetin karşısında kalacağını sürekli şekilde tekrar etmişimdir. Bunun için dekuvvetli kalite kontrol temasını işlemek ve üretimde kaliteye karşı adeta bir düşkünlüğü, aşırı bir titizliği aşılamaya çalıştım. Örneğin Almanya’da Henkel’de bembeyaz çıkan bir maddenin bizde sarımtrak renkte çıkması olayı uzun tetkiklere sebep olurdu. Keza dış rekabet karşısında, teknolojik seviyemizin ileri düzeyde olması sanayide önemle üzerinde durulacak bir faktördür. Mevcudu geliştirme, yeni kaynaklar bulup daha ucuza üretmek veya üretimde bir prosesin müddetini kısaltmak maliyete etki eden ve şirketin rekabet gücünü arttıran bir oluşumdur. Şüphesiz bütün bu tür çalışmalar bir ülkeyi teknoloji üretmeye sevkeder. Yoksa ülke devamlı olarak teknolojiyi dışarıdan ithal etmeye mecbur kalabilir. Sadece “teknoloji ithal etmeyelim onu biz yurtta üretelim” demenin de bir anlamı yoktur. Teknoloji sanayiye havadan gelmez. Üniversitelerimizde yetişen gençlerimiz, mezun olduklarında kuvvetli bir deneyime sahip değillerdir. Yetişme tarzı daha ziyade teoriktir. Hele bizim zamanda yetişen Kimya Yüksek Mühendisleri pratik bilgilerden daha da yoksundular. Kimya alanında staj yapacak fabrikalar yok gibiydi. Bugün Amerika Birleşik Devletlerinde mezun olan mühendisler en aşağı bir senelerini sanayi müesseselerinde geçirmişlerdir. Federal Almanya’da kimya öğretim branşına girmeden altı ay o branşla ilgili bir fabrikada çalışmış olmak mecburiyeti vardır. Öğretim üyelerinin ise sanayi ile çok büyük yakınlıkları vardır. Bu durumda mezun olan gençlerde teknolojik bilgiler doruk düzeydedir.

Ülkemizde sanayici yeni teknolojiyi dışarıdan temin etmektedir. Ancak bu teknolojiyi ithal ettikten sonra onu ülkeye adapte etmek konusu gelir. Bu adaptasyon çalışmalarında mühendislerimiz deneyim kazanırlar ve gelecekte teknolojiyi üretecek seviyelere erişirler. Bu seviyeye gelmek için sanayi müesseselerinde bu tür çalışmaların ortamını temin etmek üst kademe yöneticileri için kaçınılmaz hale gelmiştir. İnnovasyon çalışmaları da, bu şekilde gelişecektir. Önümüzde gelişecek olan sanayide yaratıcı olmak şarttır. Şüphesiz yaratıcılık sade bir sanayi sorunu değildir her ülkede bir ortam ve bir temel eğitim sorunudur. Burada aile düzeni, geleneklere aşırı bağlılık, aşırı dinsel ortamlar ihmal edilmeyecek faktörlerdir. Çağdaşlığa kararlılıkla yönelen toplumlar yeniliğe, yaratıcılığa daha elverişli ortamlar teşkil ederler. Bunun en iyi örneğini Japon cemiyeti vermiştir. Atatürk’ün Batıya yönelik yolu seçmesi Türk toplumunu bu Çağdaş düzene itmek istemesinden kaynaklanıyordu. Esasen bu tür reformlara yönelme teşebbüsleri Osmanlı İmparatorluğunca III. Selim ve onu takip eden II. Mahmut gibi ıslahatçı padişahlar devrinde görülmüş ancak ortamın, getirilmek istenen düzene ters düşmesi reformları başarılı kılmamıştır. Abdülmecit zamanındaki Tanzimat hareketiyse Batı medeniyetine yönelme ihtiyacını duyanların bir denemesi olmuştur. Ancak hakim şeriat düzeninde meydana getirilmek istenen reformlar, irticanın kuvvetli direnciyle karşılaşmıştır.

Sanayi müesseselerde de yenilik, İnnovasyon bir yönetim işidir. Bir müessesede üst kademe yöneticisi araştırma-geliştirmenin lüzumuna inanıyorsa, yeniliklerin bir rekabet koşulu olduğuna inancı varsa müessesenin içinde ona uygun bir havayı bir atmosferi estirir ve bunun başarıya ulaşması için azami gayret sarfeder. Bu yönden bir innovasyon yönetiminden bahsetmek mümkündür. Mesele o ortamı müessesede oluşturmaktır. Bu ortam müessesenin her kademesine hakim olacak ve tüm çalışanlar bu alanda bir katkıda bulunmaya gayret göstereceklerdir. Bu halde müessesenin her kademesinde sürekli bir yenilik havası eser. Herkeste yaptığı işin daha iyisini meydana getirmek için müşterek bir istek belirir.


 

hakkımızda | sss | üyelik şartları | güvenilirlik ve gizlilik | site haritası | kullanım koşulları | bize ulaşın | arama
Bu sayfalar en iyi 800x600 ekran çözünürlüğü ve high-color renk ayarı ile izlenebilir.
Internet Explorer 5+ ve üstü kullanmanızı tavsiye ederiz.
copyright 2001 Boyex | produced by vizayn web design