|
SANAYİDE
ARAŞTIRMA GELİŞTİRME KONUSU
Türk Henkel
müessesesi birçok yönden ülke sanayiinde örnek alınacak
bir tesis haline geldi. Bazı kesimlerce bunun Alman
Henkel’in zamanında Türkiye’ye yatırım yapma isteğinden
ve sırf Henkel’in ortaklığından kaynaklandığı düşünülür.
Bu tür ifadeler bana söylendiği gibi basında da bu
tür yazılara. rastlanmıştır. Ancak herşey basite irca
edilebilir, kurucuları unutturmak isteyenlerin de
bulunabileceğini doğal karşılamak
lazımdır. Hatta Türk Henkel’ de yetişip, bu tür asılsız
iddialara karşılık vermek şöyle dursun, seyirci kalmaktan
hoşlanan tutumlara da rastlamak mümkündür. Ancak bu
müessesede çok büyük gayretler ve özverili çalışmalar
yatar. Aslında 1960’larda Henkel’in
Türkiye’ye yatırım yapmaya hiç niyeti yoktu. Onları
sürekli telkinlerle bu tür bir yatırıma itmişizdir.
Yönetimi ikna etmek te hiç kolay olmadı. Henkel’den
bilgi, tecrübe gelmiştir. Ancak yönetim ve ülke ihtiyaçlarına
uygun buluş ve benzer tatbikatların kaynağı
yerlidir. Bu yüzden de her zaman yabancı sermayeli
ortaklıklarda başyöneticinin Türk olmasının daha uygun
olduğu düşüncesini müdafaa
etmişimdir. Zira dışarıdan gelen bir yönetici ana
merkezin sadık bir memurudur. O genellikle orada alınan
kararların uygulayıcısı olabiliyor.
Geleceği
düşünen bir sanayi tesisi için en önemli husus firmanın
yeniliklere yönelik olmasıdır. Kimya sanayiine gelince
o, bugün tüketim malları üreten bir sanayiden ziyade
diğer sanayi kollarının bir hizmet sanayii niteliğindedir.
Bu itibarla da çok çeşitli taleplere süratle cevap
vermek zorundadır. Bu itibarla kimya sanayiinde, bugün
uluslararası deyimiyle inovasyon, yani yenilikler
fevkalade önemle ele alınması gerekli bir kavramdır.
Aslında
kimya sanayiinin menşeyine inecek olursak bu sanayi
XIX. yüzyıldan beri inovasyon dalgaları halinde araştırmalarının
ürünlerini ortaya çıkarmıştır.
Önceleri
Almanya’da Liebig ve Hofmann’ın araştırmaları laboratuardan
sanayiye intikal edecek suni gübre üretimi, artan
nüfus karşısında insanlığı açlık tehlikesinden kurtaracaktır.
Bu araştırmalar aynı zamanda kumaş boyalarının ve
ilaç ham maddelerinin sanayi üretimini sağlayacaktı.
Keza önceleri suni ipeğin üretimi ve sonra da Dupont
de Nemours’un Nylon diye tabir edilen polyamide elyafının
keşfiyle dünyada ortaya çıkabilecek bir giyim problemini
köklü şekilde halletmiştir. Bu kitapta daha önce bahsi
geçen deterjan üretimiyle kimya sanayi, sabunun imalinde
kullanılan tabii yağların gıdaya kaymasını temin etmekle
insanlığa beslenmede büyük bir hizmet sağlamıştır. Bütün bunlar önceleri kömürü sonraları
ham petrolü kimyanın en önemli bir ham maddesi haline
getirmiştir.. Bu araştırmaları yürütmüş ve sanayiye
tatbik etmiş olan birçok müesseseler zamanında çok
büyük karlar elde etmişler ve böylece dev kimya sanayiinin birer temsilcileri haline gelmişlerdir.
Ancak
bu tür keşiflerın dışında da kimya sanayi pratikçe
her sanayi koluna hizmet götürdüğüne göre muhtelif
sanayi kollarının sık sık değişen teknolojilerinde
gereksinme duydukları sayısız kimyevi maddeler mevcuttur.
Nitekim Unido’nun eski bir etüdüne göre bugün çeşitli
spesiyaitelerin Kimya sanayiindek, satışı altmışbini
bulmaktadır. Gerek bu çeşitli kimyevi ürünleri geliştirmek,
gerekse sanayi kollarından gelecek yeni taleplerin
gerektirdiği ürün adaptasyonlarını meydana getirmek günümüzde önemli bir
konu haline gelmiştir. Son olarak ta ülkemiz için
Kimya sanayiinin dışa bağımlılığını azaltmaya yönelik
ithal yerine yerli ham madde ikame çalışmaları tatbikat
ve geliştirme laboratuarlarının mevcudiyetine büyük önem kazandırmıştır. Kaldı ki sanayiye hizmet
veren kimya sanayi, üretmekte olduğu ürünlerinin tatbikatını
müşterisine göstermek suretile bir teknik servis bulundurmak
mecburiyetindedir. Bu teknik servise yön verecek,
ona ışık tutacak üniteler tatbikat laboratuarlarıdır. Türk Henkel, bu tür çalışmaları
yürütmek gayesiyle daha 1972 yılında yani onbeş yıl
evvel bir araştırma-geliştirme teşkilatını bünyesinde
kurmaya karar vermiş öncü müesseselerden biridir.
Bu fikir ilk başta benim herzaman tasarladığım bir idealimdi, Bunda alman Henkel, öncülük etmiş
değildi. Fikir firmanın Türk olan en üst yönetimindir,
bunu bilhassa vurgulamak ihtiyacını duyuyorum. Bu
teşkilatı kurmanın esas hedefi, içinde çalışan kimyager
ve kimya mühendislerinin herşeyi Henkel’den
istemek suretiyle teknik bir rehavete girmeleriydi.
Ben bir araştırma-geliştirme şevkinin uyanarak özellikle
yaratıcılık faktörünün geliş mesini amaç edinmiştim.
Bu, o zaman için cüretkar bir adımdı. Henkel’deki
araştırmacılar başta buna gülmüş olabilirler.
Ancak Türk Henkel’in ülkedeki başarı şanslarının ve
firmanın rekabet potansiyelinin artmasını, kurulduğu
yıllarda çok küçük olan bu teşkilata borçlu olduğu
muhakkaktır. Kurulduktan ve geliştikten sonra Henkel,
bu organizasyona fevkalade yardımcı olmuştur.
Araştırma ve özellikle geliştirme konusu, Türk sanayiini
de özellikle ilgilendirdiği için üzerinde durmak ihtiyacını
duyuyorum.
Çoğunlukla
Türk sanayiine yöneltilen bir tenkit te teknolojide
dışa bağımlı olmasıdır. Hele kimya sanayi için birçok
kesimler Türkiye’de bir kimya sanayinin mevcut olmadığını
da ileri sürmüşlerdir. Bu tenkitlerde bir art niyet
aramaktansa bu tenkitleri yapanların derin bir sanayi
tecrübesine sahip olmadıklarını ileri sürmek hakikate
daha uygun bir ifade olur. Sanayi yöneticileri
bir fabrikanın önüne geçilmeyen sabit masraflarının
olduğunu bilirler. Bu tür masrafları kapatamayan bir
fabrikanın uzun vadede yaşantısı şüphesiz tehlikeye
girer. Bu masrafların kapanması asgari bir üretim
kapasitesinin doldurulmasıyla kabildir. Eğer
bir müteşebbis sadece gözlerini tatmin etmek için
bir büyük fabrika kurup, ürettiğini satamazsa o fabrika
her gün yapmaya mecbur olduğu ve önüne geçemediği
sabit masraflarını daha çıkaramayacak hale gelir.
Bu yüzden bir fabrika, satışın esas temelini oluşturan
iç talebin sınırlı olduğu hallerde, iç talebin çok
üstünde bir üretime girişirse arta kalan üretimin
ihracata yöneltmesi zarureti ortaya çıkar. Kimya sanayi
bu problemle karşı karşıya kalmış, bu yüzden de kapasiteleri
yüksek seviyelere çıkamamıştır. Zaten
uzun müddet ülkedeki döviz sıkıntısı gereksinimini
duyduğu ham maddelerini serbestçe ithal edememiştir.
Bu yüzden de kimya sanayiinin esas gelişmesi ithalattaki
ferahlık başlangıcı yılı olan 1980’lerden sonra başlamıştır.
O zamana kadar kurulan tesisler
haliyle günlük üretimlerini sağlamak derdine düşmüşler
ve kalite ile araştırma-geliştirme problemlerini bir
kenara itmişlerdir.
Öyle sanıyorum
ki Türkiye’de kurulmuş çeşitli sanayi kollarında az
veya çok bu türden benzer durumlar vardır.
Sanayi ancak
şiddetli bir rekabet karşısında olduğu zaman kalite
ve maliyet sorunla ilgilenir, rekabet olmayan yerde
Devlet himayesi vardır, bu itibarla da bu tür ortamlarda
her üretilenin şatış şansı mevcuttur.
Türk Sanayii
1980’den sonra kendini rekabet karşısında bulmuş ve
başta bir bocalama, bir korkaklık devresini geçirmiş
ancak çok çabuk ta toparlanmıştır.
Ben Türk
Henkel’deki genç mesai arkadaşlarıma 1970’li yıllardan
beri ülkemizin günün birinde ergeç dış rekabetin karşısında
kalacağını sürekli şekilde tekrar etmişimdir. Bunun
için dekuvvetli kalite kontrol temasını işlemek ve
üretimde kaliteye karşı adeta bir düşkünlüğü, aşırı
bir titizliği aşılamaya çalıştım. Örneğin Almanya’da
Henkel’de bembeyaz çıkan bir maddenin bizde sarımtrak
renkte çıkması olayı uzun tetkiklere sebep olurdu. Keza dış rekabet karşısında, teknolojik
seviyemizin ileri düzeyde olması sanayide önemle üzerinde
durulacak bir faktördür. Mevcudu geliştirme, yeni
kaynaklar bulup daha ucuza üretmek veya üretimde bir
prosesin müddetini kısaltmak maliyete etki eden ve şirketin rekabet gücünü arttıran bir
oluşumdur. Şüphesiz bütün bu tür çalışmalar bir ülkeyi
teknoloji üretmeye sevkeder. Yoksa ülke devamlı olarak
teknolojiyi dışarıdan ithal etmeye mecbur kalabilir.
Sadece “teknoloji ithal etmeyelim onu biz yurtta üretelim” demenin de bir anlamı yoktur. Teknoloji
sanayiye havadan gelmez. Üniversitelerimizde yetişen
gençlerimiz, mezun olduklarında kuvvetli bir deneyime
sahip değillerdir. Yetişme tarzı daha ziyade teoriktir.
Hele bizim zamanda yetişen Kimya Yüksek Mühendisleri pratik bilgilerden daha da yoksundular.
Kimya alanında staj yapacak fabrikalar yok gibiydi.
Bugün Amerika Birleşik Devletlerinde mezun olan mühendisler
en aşağı bir senelerini sanayi müesseselerinde geçirmişlerdir.
Federal Almanya’da kimya öğretim branşına girmeden altı ay o branşla ilgili
bir fabrikada çalışmış olmak mecburiyeti vardır. Öğretim
üyelerinin ise sanayi ile çok büyük yakınlıkları vardır.
Bu durumda mezun olan gençlerde teknolojik bilgiler
doruk düzeydedir.
Ülkemizde sanayici
yeni teknolojiyi dışarıdan temin etmektedir. Ancak
bu teknolojiyi ithal ettikten sonra onu ülkeye adapte
etmek konusu gelir. Bu adaptasyon çalışmalarında mühendislerimiz
deneyim kazanırlar ve gelecekte teknolojiyi üretecek
seviyelere erişirler. Bu seviyeye
gelmek için sanayi müesseselerinde bu tür çalışmaların
ortamını temin etmek üst kademe yöneticileri için
kaçınılmaz hale gelmiştir. İnnovasyon çalışmaları
da, bu şekilde gelişecektir. Önümüzde gelişecek olan
sanayide yaratıcı olmak şarttır. Şüphesiz
yaratıcılık sade bir sanayi sorunu değildir her ülkede
bir ortam ve bir temel eğitim sorunudur. Burada aile
düzeni, geleneklere aşırı bağlılık, aşırı dinsel ortamlar
ihmal edilmeyecek faktörlerdir. Çağdaşlığa kararlılıkla
yönelen toplumlar yeniliğe, yaratıcılığa
daha elverişli ortamlar teşkil ederler. Bunun en iyi
örneğini Japon cemiyeti vermiştir. Atatürk’ün Batıya
yönelik yolu seçmesi Türk toplumunu bu Çağdaş düzene
itmek istemesinden kaynaklanıyordu. Esasen bu tür
reformlara yönelme teşebbüsleri Osmanlı İmparatorluğunca
III. Selim ve onu takip eden II. Mahmut gibi ıslahatçı
padişahlar devrinde görülmüş ancak ortamın, getirilmek
istenen düzene ters düşmesi reformları başarılı kılmamıştır.
Abdülmecit zamanındaki Tanzimat hareketiyse Batı medeniyetine
yönelme ihtiyacını
duyanların bir denemesi olmuştur. Ancak hakim şeriat
düzeninde meydana getirilmek istenen reformlar, irticanın
kuvvetli direnciyle karşılaşmıştır.
Sanayi
müesseselerde de yenilik, İnnovasyon bir yönetim işidir.
Bir müessesede üst kademe yöneticisi araştırma-geliştirmenin
lüzumuna inanıyorsa, yeniliklerin bir rekabet koşulu
olduğuna inancı varsa müessesenin içinde ona uygun
bir havayı bir atmosferi estirir ve bunun başarıya
ulaşması için azami gayret sarfeder. Bu yönden bir
innovasyon yönetiminden
bahsetmek mümkündür. Mesele o ortamı müessesede oluşturmaktır.
Bu ortam müessesenin her kademesine hakim olacak ve
tüm çalışanlar bu alanda bir katkıda bulunmaya gayret
göstereceklerdir. Bu halde müessesenin her kademesinde
sürekli bir yenilik havası eser.
Herkeste yaptığı işin daha iyisini meydana getirmek
için müşterek bir istek belirir.
|